6 Temmuz 2010

Transfer borsası


Turkcell Süper liginde suana kadar gerçekleşen transferler..

ANKARAGÜCÜ
Gelenler
Ümit Özat (Teknik Direktör)
Güven Varol (Manisaspor) - Orta saha
Turgut Doğan Şahin (Samsunspor) - Orta saha
Aydın Toscalı (Kayserispor) - Defans
Michael Zewlakow (Olympiakos) - Defans
Uğur Uçar (Ankaragücü) - Defans

Gidenler
Roger Lemerre (Teknik Direktör)
Emre Aygün (Eskişehirspor) - Orta saha
Semavi Özgür (Manisaspor) - Orta saha
İlkem Özkaynak (Antalyaspor) - Defans
Elyasa Süme (Gaziantepspor) - Defans
Cihan Haspolatlı (İstanbul BŞB) - Defans


ANTALYASPOR
Gelenler
İlkem Özkaynak (Ankaragücü) - Defans
Deniz Barış (Fenerbahçe) - Defans
Tuna Üzümcü (Bursaspor) - Defans
Ivan Radeljic (Gençlerbirliği) - Defans
Yenal Tuncer (Bursaspor) - Defans
Kenan Özer (Beşiktaş) - Orta saha
Erkan Sekman (Gaziantepspor) - Defans
Gregory Proment (Caen) - Orta saha
Kerem Şeras (Gençlerbirliği) - Orta saha

Gidenler
Yalçın Ayhan (Gaziantepspor) - Defans
Şenol Can (Gaziantepspor) - Defans
Hakan Özmert (K.Karabükspor) - Orta saha
Kerim Zengin (K.Karabükspor) - Defans
Pini Balili (Yehuda Tel-Aviv) - Forvet
Fatih Ceylan (K.Karabükspor)- Orta saha


BEŞİKTAŞ
Gelenler
Bernd Schuster (Teknik Direktör)
Roberto Hilbert (Stutgart) - Orta saha
Ricardo Quaresma (Inter) - Orta saha
Cenk Gönen (Denizlispor) - Kaleci

Gidenler
Mustafa Denizli (Teknik Direktör)
Serdar Özkan (Galatasaray) - Orta saha
Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor) - Forvet
Kenan Özer (Antalyaspor) - Orta saha
Erkan Zengin (Eskişehirspor) - Orta saha
Korcan Çelikay (Serbest) - Kaleci
Orhan Gülle (Gaziantepspor) - Defans


tamamı ve daha fazlası http://www.ntvspor.net/haber/futbol/19511/transfer-dosyasi adresinde...

2 Temmuz 2010

yavaş yavaş yolun sonu:33


bir döneme damgasını vurmuş futbolcuların bu sene ulaştıkları yaştır 33.. kimler mi var listede...

ülkesine erken dönen, brezilya milli takımında hala oynayabilecek isim: ronaldo
italya ve almanya da gol krallıkları yaşayan.. italya ya geri dönen: luca toni
hollanda, ingiltere ve ispanya da gol kralı olmak kolay değil: ruud van nistelrooy
italya ve ingilterede klasını konuşturan tangocu: hernan jorge crespo
almanya, ingiltere ve tekrar almanya.. koşmayan ama iş yapan: michael ballack
uzun süre ingiltere şimdilerde amerika: fredric ljunberg
italya nın kralı.. oyunda olduğu her anın tek sahibi: francesco totti
dmc yi öğreten ve onu en iyi uygulayan: patrick vieira
balkanların en golcüsü.. italya ve ingilterenin en sarısı: andry shevchenko

olur da bir daha sizi anımsayamazsam,futbol denen oyunda yer aldığınız için size minnetarız.

Çöp içinden çıkan hayat vol 2


tam 3 ay geçti o heyacan dolu günlerin ardından.. ilyas gene aynı ilyas. yani adı hala ilyas ama ya içindekiler..
işte onlar çok değişti günden güne..

öncelikle o anlam veremediği duyguları açıklığa kavuşturdu kendi açısından..arada gecen 3 ay, büyümek için az bir zamandı ama daha çok hislenmesine engel değildi…

ilyaz yaz kış demeden, sıkılmadan bunalmadan ne babadan kalma, ne aile nede başka birşeyden gelme mesleğini zevkle yapıyordu.. hiçbir şeye acımıyordu, acınacak hale gelebileceğini çok iyi biliyordu…

yeni bir güne başladı…hayatının ilk hediyesini, çat kapı almıştı ilyas.. onun şoku hala içinde,”o”nun heyacanı hala içindeydi…

acemi idi ilyas sevmek konusunda..sevdiğinin farkındaydı eşekler gibi…. seviyoruuuuummm diye bağırabilirdi.

ama ya sonrası,

o eksi turk filmlerinde yer alan zengin kız, fakir erkek konusundan ne farkı vardı..

yoktu! o filmlerdeki gibi gururu vardı.. inadı vardı.inadı inattı…

aklına birden ona verdiği “o” hediye geldi.. ne şanslıydı o gün.. çöp kutusunu kaldırmış ve içinde daha önce görmediği güzellikte çiçeklerle karşılaşmıştı.. yettiği kadarını almış kendi elleriyle hazırlamış demet yapıp vermişti ona mer…ha…ba diye..

ortası günesin kızı parlaklığında sarı olan ve etrafı küçük beyaz yapraklarla donalı çiçek vardı içinde…kırmızı yapraklı çiçek vardı.. kokusu olan güzel çiçek…adına şarkılar yapılan lale vardı rengi malum.. hani dilinden anladığımız sehri bize sevdiren çiçek… lale… sapsarı aynı güneşin kızı…

aynı…

ne guzel gunlerdi…

uykulu gözlerle dönüp durduğu rüyasından uyanır uyanmaz yeni bir iş günü bekliyordu onu.. yine aynı koşturma…

onu görmeyelı diğer herseyde olduğu gibi 3 ay olmuştu…3 koca ay..

sıcaktı ve yoluna devam edemedi.. bir burukluk kapladı içini o çiçekleri bulduğu çöp kutusunu gorunce.. kapağını açıp içine bakmak ıstemedi.. yıkılsın istemedi hayalleri içindeki çöpleri görünce… yoluna devam etti.. etmez olaydı…

etmez olaydı.. gözleri kör olaydı…

ağlamasına sebep olmasaydı.

keşke keşke keşke….

böyle mi görecekti. aylar sonra tam 3 ay sonra.

gözleri boncuk ve ıslak evinin yolunu tuttu… bugün para kazanamamıştı.. dedi ki…
“ey kalbim!! söyle bana nere gidem”

titriyordu ama üşüdüğü için değil.. ilyas hala o kutuların üstünde uyuyordu kendi üstü ise hala bostu..kafasını sol yanına cevirdi bir sabah ansızın yüreği agzındayken ona verilen çerçeveye baktı..gözleri gene doldu.. aklı az önceki görüntüye gitti.. eline aldı çerçeveyi küçük parmaklarla küçük yüzü düzeltti.. gerçekmiş gibi saçları ile oynadı.. ve hiç tahmin etmediği şeyi yaptı aklı ile değil duyguları ile hareket etti ve çerçeveyi yerinden kaldırdı…

hayal kırıklığı bu olsa gerek
aşk acısı bu olsa gerek

ilyas, hislerine ara verdi...

1 Temmuz 2010

Kelimelerle anlatamamak...


bazı seyleri anlatmak...

çok soğuk değildi..nefesi ile ısınmaya yetecek kadar sıcak idi hava.. elleri cepte, elleri cebinde yumruk olmuş halde yürüyordu sağ tarafından gelen dalga sesi ile o akşam..

son bir kaç ayda yaşadığı olayların muhakemesini yapacaktı belli ki.. ne zaman buraya gelse geçmişi ile ilgili bazı sorunları düşünür hala kurtarabileceğim birşeyler var mı diye yürürdü.. üşürdü de.. demek ki kışlar ona yaramamaktaydı..

aklına birden çok eski bir olay geldi.. birgün eve girdiğinde canı kadar cok sevdigi annesi aksamları yemek yedikleri balkonun yine aksamları yemekten sonra gizlice masa örtüsünü silktiği demir parmaklarının üstüne bacagını atmıs "atayı mı kendimi ha allahın cezası atayı mı?? diye sorarken buldu... bu can alıcı soruyu sordugu kişi babası idi.anne yapma diyemedi.. baba senin allah belanı versin de diyemedi..
sadece göz göze geldi annesiyle..hayat rayına girmişti.

üşümeye devam etti o akşam...bu sefer de hayatının bir doneminde birlikte oldugu kız arkadaşına vermek üzere harçlıgında kısıp satın aldıgı gülü hatırladı... gül o kadar güzeldi ki çiçekçinin onu budamasına izin vermedi,. ceketinin cebine koydu... arasıra güle bakıyor bırazdan onun dışarı cıkma zamanı geldiğinde yaratacagı mutlulugu dusunup gül adına gurur duyuyordu.. duyuyordu ta ki salak demeye dili varmadıgı arkadaşlarından birinin bir baskasından kacarken kendisine carpıncaya kadar... tam kalbinin üstüne carpması.. gülün dikeni.. gülün ezilmesinden cok daha muhim değildi o dikenin batması, dikenden cok daha acıydı onu veremiyecek olması.. allah kahretsin diyemedi,toparlandı sadece kız arkadasıyla göz göze geldi.. tebessümünün yanına cebinde kalan bir kuru gül yapragını iliştirdi...her sey rayına girmişti..

cok sancılı geçmişti gece, bir türlü ne oldugu bilinmeyen o agrı kendisini uyutmadıgı gibi ailesinide ayaga dikmişti..

eli belinde, yaşı gözünde, aklı bir karış havada bir cocuktu kucukken.
eli burun deliğinde, çamur dizinde, sacları dagınık bir cocuktu kucukken

ama o agrılar yok mu.. meşe oynarken sancı girmezmiydi çok kızardı bu duruma.. annesinin dizinin dibine ovdurmaya giderdi.. iyileşmezdi ama gene ugurlu kemik meşesiyle bastan vururdu sıra tasları.. tam o sırada ona dunyayı durduran haber gelirdi evinin balkonundan, koşardı "chorando estara ao lembrar de um amor" a yetişirdi.. o sarışın kız yok mu.. o beyaz mini eteği utandırırdı onu ama gözünü alamazdı... eli belinin sol tarafında bir yandan sızısını dindirmeye calısır bir yandan gözü ekran da o sarısın kızla zenci erkeğin dansını izlerdi..ah o agrı yok mu... neyse ki annesi ile göz göze geldi..
ona bakınca agrısının dindiğini hissetti her sey rayına girmişti...
eski anılar peşini bırakmıyordu ama bir anısı var ki ne zaman hatırlasa aglardı gülecek haline..çünkü gülmeliydi insan.. ders sırasında basit bir defter parcasından koparılmıs ama üstünde onun yazısı duran bir kagıt aldı
dersin en can sıkıcı vaktinde...kısaca "öğle yemeğinde konusabilir miyiz?" mesajı takiben kimse ondan ders boyunca ondan bir ilgi beklememeliydi... aklı gitti bizim cocugun... ogle yemeği için ziller çaldı.. az once ona o mesajı gonderen güzelliğin yanında yerini aldı ve daha kendisi konusmadan kendisini baskasına göre sebepsiz yere yıkıcak o soruyu duydu.."biz pizza cafe ye gidiyoruz sende gelir misin?"
gidemezdi o.. sebebi acık ve netti.. parası yoktu ve kendisine pizza alamazdı.. actı da.. tek diyebildigi "siz gidin".. guzellik sınıftan cıktıktan hemen sonra bizimki evden getirdiği yemeği actı iştahla yedi.. bir yandan da içi içini yiyordu gidemediği için.. ama ne yapıcaktı.. "param yok gelemem ben evden getirdim"mi diyecekti..diyemedi.. tenefüs bitti..ders baslarken çekingen gozlerle ona baktı göz göze geldi ve her sey rayına girmişti..
masa basında zafer kazanmıstı.. sahaya inse kim bilir neler yapardı..

ah be dedi.. zamanında hep işe yarardı bu göz göze gelmeler..oysa şimdi ihtimaller denizinde bogulmaktanbaska bir işe yaramıyordu..bakamadıgı fotograflardaki parlayan gunes karsısındayken, eli elinde gözleri direk üstündeyken, eli kolundayken, sol eli sağ elinin üstünde gezinirken, saclarını koklarken, kalbi onunla carparken,sabahı sabah ederken,aksamların üstüne hüzün cokerken, bir bardak kahveyi o yok diye içemezken, anlık gülüşlerle hayatı devam ettirirken,onu çok özlüyorken,sağ yanağına olan özlemini dindirmek için canını feda etmeye hazırken...

aynı dakikalarda 2 kıta arası gidip geliyor iken...

bitemiyor..o derdini anlatamıyor.

MEGAN FOX

Bir çöküş hikayesi: Mario Jardel



bazı turnuvalar öncesi Milli takımda yer almayan brezilyalı futbolculardan oluşan ilk 11 in değişmez elemanı olmak kişiyi yeteneksiz mi yapar yoksa şansız mı.. konu jardel olunca sanıyorum ikisi de değil.. 1998 - 2002 yılları arası attığı gol sayısını, son 10 yılda ulaşamayan forvet oyuncuları transfer piyasasını hala canlı tutabiliyorken jardel için yeteneksiz demek ayıp olur.. şanssızlık demek göreceli olsa da sanrıım tıkandığımız ve köşeye sıkıştığımız nokta karakter meselesi.. "normal" bir futbolcu olsa hafızamın da yardımıyla galatasaraydan sonra gittiği kulüpleri az çok yazabilirdim ama burada tolga dogantez den daha evliya çelebi olan birinden bahsediyoruz.. bu kişi poposu olmak üzere bir donem vücudunun her yönü ile gol atabilen süper mario JARDEL.

2002 de galatasaraydan ayrıldıktan sonra sırasıyla sporting lisbon, bolton wanderers,Ancona, Newelss old boys, Deportivo alaves, Goias, Beira mar, Anorthosis,Newcastşe jets,Cricuma,Ferroviario,Flemango PI ve son olarak geçtiğimiz günlerde ilan edilen Bulgaristan ligi ekiplerinden Cherno More..

ülke bazında ise, Türkiye, Portekiz, İspanya, İtalya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Avustralya, Brezilya ve Bulgaristan.

an itibari ile kendisi 36 yaşında ve yukarıdaki performansına! bakılırsa bulgaristan liginden sonra kendisini bir portekiz ligi , bir brezilya ligi daha bekliyor..

ihtiyacı olduğunu varsayarsak, bol şans sana süper mario!

I N N A


Müzik kültürüm genelde herkesin dinlediği belli başlı popüler müziğin dışına çıkmayan bir repartuardan ibarettir. arasında sadece biraz daha fazla 80 90ların klasik şarkıları bir kaç tane klasik queen şarkısı vardır.. işte bu benim.

INNA ise, hani bazı konularda söylenir ya tam hayalimdeki gibi, işte INNA benim için fiziğin ve sesin mükemmel uyumudur. hot ve amazing başta olmak üzere dudakları arasından çıkan her ses ve altındaki müzik sadece mükemmeli çağrıştırır..

seni seviyoruz INNA!

30 Haziran 2010

Professional Football Club Central Sports Club of Army Moscow


Rusya nın en köklü kulüplerinden CSKA Moskova nın tam adı. Futbol ve Basketbolda Rusya nın yüzakıdır.Basketbolu bilmiyorumama futbol takımında sahip oldukları kadro onların yakın zamanda şampiyonlar liginde derece yapacaklarının göstergesidir.

Japon - Keisuke Honda
Brezilya - Guilherme
Sırp - Milos Krasic
Rus - Alan Dzagoev
Rus - Igor Akinfeev

kaleci dahil hemen hemen tüm bölgelerde avrupanın ilk büyük beş takımında formaya giyebilecek bu oyuncular cska yı üsr sıralara taşıyacaktır.

29 Haziran 2010

WILL THE ROAD TO ISTANBUL


liverpool tarihinin efsane ismi iskoç kenny daglish ve mustafa denizli nin rol aldığı film. konusu 11 yaşındaki bir çocugun 2005 yılında Istanbul'da düzenlenen Şampiyonlar Ligi finaline yaptığı yolculuğu anlatıyor.

filmde ayrıca steven gerrard ve Jamie Carragher de rol alacak.

18 Haziran 2010

Şu an Nerdeler? / Mahmoud Abdul Rauf


Fenerbahçe erkek basketbol takımın marko miliç, ibrahim kutluay ve levent topsakal lı rüya takım kadrosundadahil olduğu zaman kimse inanamıştı.. bu adam o dönem nba nın en yetenekli oyuncuları arasındaydı ve özellikle serbes atış yüzdesi ile hep ön plandaydı..

fenerbahçeye geldi birkaç maç iyi oynadı kavga ettiği söylendi, ibrahim kutluayla yumruk yumruğa kavga etti dendi.. bir kaç farklı ligde mücadele ettikten sonra şuanda japonya nın kyoto hannaryz takımında devam eden basketbolcu..

16 Haziran 2010

Ivan Zamorano


onun oynadığı zamanlar futbol daha bir izlenir, goller daha güzeldi. dünya kupalarında salas ile birlikte sahne almaları heyecan yaratırdı.

şimdilerde onlar kadar iyi olmasa da humberto suazo yu hediye ettiler bize. ısınamadık..

15 Haziran 2010

15 Haziran 2008 Türkiye Çek Cumhuriyeti Maçı



Bir Fenerbahçeli için 6 Kasım 2002, bir Galatasaraylı için 17 Mayıs 2000 ne ise bence her türk futbolseveri için en önemli günlerden biri olmasına sebebiyet vermiş maç.. bugün onun 2. seneye devriyesi.. ve o heyecan, o mutluluk o gurur hala içimizde..

her anı tekrar tekrar izlenmeli..

14 Haziran 2010

Memleket nire?


fotoğraftaki kişi inter milan forması giyen dejan stankoviç.. kendisi dün bir rekora imza attı..

1998 dünya kupasına Yugoslavya
2006 dünya kupasına sırbistan-karadağ
2010 dünya kupasına sırbistan

forması ile mücadalesine devam ediyor.. 12 yılda 3 farklı ülkenin vatandaşı olmak ve onu temsil etmek her babayiğidin harcı olmasa da bu bölünmüşlükten kaynaklanan çoğalma duruma acaba psikolojisinde bir sorun yaratıyor mu merak ettim.

12 Haziran 2010

sürüklenmek




sürüklenip gitmek
geçmişin devam eden izlerinde
gözlerinin önünde
tadını ala ala
sürüklenip gitmek

gözlerinin derinliğinde
onun gerçekliğinde
içimi çeke çeke
saçının telinde
sürüklenip gitmek

bir denizin ortasında
bir gülüşün sıcaklıgında
merhabanın içtenliğinde
sensizliğin sabahına
sürüklenip gitmeyi

sen beni okurken
sen beni fark etmezken
uzaklaşmayı
sen bizi düşünürken
ben sana yakınlaşmayı
özledim..

yirmi dakikalıgına uzaklaşmayı
geri gelmemeyi
istedim...

11 Haziran 2010

Çöp içinden çıkan hayat


çöp..

adı ilyas, yaşı bilinmiyor. balık değil puluna bakarak sayalım..ağaç değil gövdesindeki halkaları sayalım.. yüzü bile gülmüyor ki dişlerini görüp ona göre sayalım..

"o günden" beri her sabah yaptığı gibi arabasını kattı önüne, insanlar ekmek teknesine yol alırken o ekmek teknesi ni önüne kattığı gibi, bir içim su olan şehrin sabah güzelliğinde kendisi için "yeni" çöp arayışına başlamıştı..ilk durağı her zaman ki gibi evlerinden iki yokuş ileride olan ilköğretim okulunun yanında ki konteynerlerdi..yıllardır buraya aynı saatte gelir ama işine yarar bir parça henüz bulamamıştı...

kısa bir sessizlik ve o ses

türküm, doğruyum, çalışkanım..

bu konuşmaları her gün duymuyordu ama her hafta aynı saatte duyuyor kimi zaman basına yetişiyor kimi zaman bitişine ama ne kızın sesiydi onu orda bekleten, nede hiç bir zaman içinde olamadığı üniformanın çekiciliği idi onu etkileyen..

içinden aynen su cümleyi geçirdi..ben de türküm,ben de doğruyum ben de her sabah çalışıyorum.peki ama neden..

devamını getiremedi çünkü uykusunu bölen ağrı biran için kendini hatırlattı...

saat neredeyse 11:00 olmuştu esnaf yeni gelen malların paketlerini kapı önlerine koymuş olmalıydı.. yılların tecrübesi ile hemen kıvrak hareketlerle kendi sesinden korna yaparak yolları yardırdı gerektiği yerde durdu alması gerekenleri aldı ve gitti.. ama onun için talihsiz, onu bilmeyen biri içinse içten bir olay onun günü geri kalanını tamamlamadan evine geri dönmeye karar verdi.

peki ama ne konuşulmuştu..neydi onun o neşeli hareketlerini söndüren..

gece yatağına yattı.yer ile vücudu arasındaki çarşaf üşümesine engel olmuyordu ama yapacak bir şey yoktu. sonra birden parlak bir fikir geldi aklına.. bir koşu gidip ekmek teknesinin yanında aldı soluğu fazla gürültü yapmadan arabasını çevreleyen ve dik durmasını sağlayan kartonları kaptı yatağına geri dondu. bu sefer yer ile arasında ciddi bir mesafe olmuştu alttan soğuk gelmiyordu ama ya üstü..

onada daha sonra çare bulacaktı.

yine yokuş, yine ilk konteyner ve okulun bahçesi içinde koşturanlar.beyaz yakalar doluydu her yer. o kadar beyaz kıyafeti olmamıştı ilyas ın.

amca saatiniz kaç?
11 e çeyrek var evlat.
amannn geç kaldım!!

yine korna yaptı yine koşturdu koşturdu yılların aşinalığı esnafa yansımıştı.. en sağlam kolileri ilyas için bir köşeye ayırıyor sattığı mala göre de o güler yüzlü çocuğa gönülden kopan armağanlar veriyorlardı...ilyas gururlu çocuktu.. ihtiyacı olanı alır.. olmayanı ise teşekkür ederek geri çevirirdi.midesi değil ama gözü toktu.zeki çocuktu.. o çok sevdiği okulunu kader ona tamamlatmamıştı maalesef.

ve işte gene o kız..

saçlarını hangi suyla yıkadığını çok merak ettiği kız.parlamaktaydı kız.o kıza karsı galiba özel şeyler besliyordu. adını koyamadığı ne koyacağını bilemediği bir şey dürtüyordu. herkes insandı onun gözünde ama o kız bir başkaydı..

çok yorulmuştu bugün.. yaz yavaş yavaş etkisini gösteriyor kan ve ter içinde kalmıştı..bugün kendisine izin verdi. topladığı malları ustam dediği ve ekmek teknesinin ekmeği olan ali rıza ustasına teslim etti, hak edişini aldı gene koşmaya başladı.. bu sefer ki iş için değil kendi için di.

kocaman kocaman gemiler görüyordu ilyas inanamamıştı.. yeditepe istanbul un tepelerinden inemiyordu her istediği zaman.. önemini bilmediği ama varlığına hayran olduğu boğaz kıyısında yürüyüş yaptı..çevresinden görüp kollarını bile sıyırdı teslim etti kendini güneşe.

eve geldi.yer sofrasında ki yerini aldı ve başladı yemeğine.. yemek dedim de çok aç olanlar için ara sıcak kıvamında idi…

o derece..

bugün güzergah değiştirmeye karar verdi. keyfini çıkarıyordu özgürlüğün başka yerden başladı.. bitiş gene aynı olacaktı.olsun du. bir değişiklik iyi gelebilirdi..

ilyas o günün ne derece önemli bir gün olduğunun farkına varmadan yolları aşındırıyordu..

bir çöp tenekesine geldi.durdu..parmak ucuna çıktı.. kapağını açtı ve gözlerine inanamadı..

o kızın saçları güzelliğine en yakın şeyler tam karsısındaydı.bir kutuya baktı bir çevresine..

çöp neydi ihtiyacı olmayan şeylerin atıldığı.. o zaman bunun da ihtiyacı yoktu ona göre.. elini daldırdı çıkardı alabildiğini aldı.. dedik ya gözü toktu. ihtiyacı kadarını aldı…

çok heyecanlandı.. ekmek teknesini altı yıldır kutularını topladığı saffet amcası nın dükkanının yanına bıraktı.. plan yapmalıydı hemen boğaz kıyısına gitti. ılk bulduğu yere oturdu ve plan yaptı.

yapacaktı onu!

önemli olan niyet idi onu da belli edecekti.

o gece kimse ondan uyumasını beklemesin lütfen.

insanların artıklarıyla beslenen evin, artıklarıyla beslenen ve bir köpeğe yakışmasa da çok sevdiği kader isimli köpeğinin havlamasıyla uyandı. saat erkendi ama yolu uzun heyecanı boldu.

kararlıydı bizim ilyas.

zamanlaması mükemmel di ilyas ın.."o şans" o gün onun yanındaydı.. işte o derya kızı az ilerdeydi. neyi nasıl yapacaktı bilemiyordu. tutuldu. adını unutacak oldu.

kararlıydı bizim ilyas

mer..ha..ba!!!
merhaba..


şey
evet.
bunlar senin için.
ilyas o gün hiç olmadığı kadar uzun bir koşu yaptı.kaç kilometre koştuğunu bilmeden ki bilseydi gözü korkardı mesafeden..evine koştu..

heyecandan ölecek gibiydi. hoş aklındakileri söyleyememişti ama vermişti onu ona.

bu gece kimse ilyas tan uyumasını beklemesin..

kader bu sabah biraz huzursuz gibiydi. ilyas sesine uyandı anlam veremedi. az sonra yaşayacağı şokun onu iyice uyandıracağını bilirmişcesine yüzünü tulumbaya tutmadan gözlerini ovuşturarak kapıyı araladı ve hemen kapadı.

yok canım daha neler.

yüzü kızardı vücudunda bir şeylerin ters gittiğini ve onu terlettiğinin farkına vardı.. tansiyon ilyas ın hiç duymadığı bir kelime ama şuan bire bir yaşadığı şey idi.

kapının ardında o vardı
evet o
vallahada billahada o.

günaydın ilyas bu senin için.

ilyas bayılacak gibiydi.
ilyas bayıldı.


ılyas'ı ilk gün üzen ve aniden eve götüren sebep..
ılyas ın çöp kutusundan bulup o kıza verdiği şey
ilyas’a “bu senin için” diye verilen şey..

nedir peki?

hayat o kadar sürprizlerle dolu bir zaman dilimidir ki…

Yaşam Belirtisi

Miroslav Stoch



Fenerbahçe dün ani bir hareketle uzun süredir galatasaray ın ilgilendiği slovak oyuncu miroslav stoch u transfer etti.. 2006 yılında chelsea takımına transfer olduktan sonra 3 sene içerisinde sadece 4 maça çıkan ve genelde reserve takımda oynadıktan sonra geçtiğimiz sezon hollanda ligini şampiyon olarak kapatan twente ye kiralık olarak gitmiş ve attığı 10 gol yaptığı 4 assist ile başarılı bir sezon geçirmişti.

10 Haziran 2010

Melissa Satta

Kumar



hala var mıdır bilmiyorum ama kız isteme merasiminde kullanılan bir cümle vardır.. oğlumuzun içkisi yok, sigarası yok, kumarı yok..

3 büyük kötülük olarak sunulur ve diğer bütün şeyler ya iyidir.. ya da sadece bu üç şey kötüdür..

sigara.. hiç içmedim diyemem ( itiraf.. ) ama toplasan 4 5 tanedir. onun olduğu ortamda bulunmaktan nefret edecek kadar uzak dururum.. onu kullanan arkadaşlarımdan bir anda soğurum...

içki.. yerine göre ve limitine göre tüketildiğinde en güzelidir.. sabah kahvaltısında bira içmek ile, 10 sene sonra görüşülen bir arkadaşla karşılıklı birer bardak bira içmek nasıl farklıysa işte alkolü yerine göre kullanmak o kadar güzeldir.. yeter ki yerdeki düz çizgiden şaşma..

kumar.. sigara içenlere neden içiyosun sorulacak en son sorudur.. dünya'nın en faydalı şeyi olarak görmelerine rağmen onlar da bilmez sebeplerini.. içki dediğim gibi duruma göre en güzelidir en keyiflisidir..

kumar ise yeri geldiği zaman inanılmaz eğlenceli yeri geldiği zaman bir "çökme" yolu.. 2.5 yıldan bu yana Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyorum.. yani kumarın yörüngesindeyim.. ilk bir sene adım atmamışken artık pis bi kumarbaz olabildim diyebilirim ama nasıl..

kumar cebindeki son parayla oynanan değil, cebindeki paranın.. hani derler ya yerde bulsan tenezzül etmesin almaya işte o miktarda bir parayla oynanan şans oyunudur.. kimine göre o miktar 10 tl dir.. kimine göre 10.000 eurodur..

bir çok defa yaşamışımdır ki ayın 20sinde ay sonunu getirmeyi başaran biri olarak 10 - 20 tl lik bir bütçe ile 100 - 150 tl kazanmış veya tam tersi bir durumla 150 tl kaybedip 10 tlye muhtaç duruma gelmişimdir... kimseye asla kumarhaneye gitmeyin demem.. o renklerin o seslerin ne kadar can alıcı olduğunu bile bile.. gidin ama yanınıza 2 bira parası alın.. ve şansınızı deneyin.

Mumdan kayıklarla ateşten denizler aşmak


imkansız dememek icin...

Herkesin içinde olduğu bir ümit dünyasında da olsanız hedeften sapmamaktır bazen ask. Gittiğin yol yol değil kardeşim! geri dön azgın sularda boğulmadan denirse bile... geri dönülmez! yolcu yolundan çevrilmez...
seninle aynı yolda olanlarda var! hedefi daha büyük.. inadı inat... diyenlerde çıkabilir o umut yolculuğunda.. bilmek gerekir ki hayat denen bu zalim yolda engeller herkes içindir hedefe ulaşmak ise bir kişi için! o yüzdendirki yolcu yolundan çevrilmez...
Aşka kavusmak için ateşten yolları göze aldın be mecnun kişi peki ya bu kayık! bu kayıkla mı geçiceksin.. bu mumdan! kayıkla mı geçiceksin cehennem ateşinden.. diyenler olucaktır... bilmeleri gerekir ki aşık olan adam mumdan kayığıyla ateşe de girer kayıgı eridiği anda yoluna yüzerek devam eder.
çünkü o ateş, aşk ateşinin yanında....önemsizdir.

9 Haziran 2010

Lyon un vardır bir bildiği



Aldığı oyuncuları kısa süre içerisinde fahiş fiyatlarla satan 2 takım ön plandadır.. biri lyon diğer porto.. işte bunlardan lyon yeni bir forvet oyuncusu transfer etti.. rennes takımından 23 yaşındaki Jimmy Briand.. wikipedia ye göre oyuncu 169 maçta 33 gol atmış ki fransa gibi bol golün atıldığı bir ligde pek bi az gerçi bizler hala yılda 5 gol atan mustafa özkan'ı golcü, 3 kafa golü atan veysel cihan ı pivot santrafor ilan eden neslin evlatlarıyız ama işte konu lyon olunca vardır bir bildiği diyor ve kendisini lisandro lopez in yanına alıyoruz..

bir anlık dikkatsizlik


cana gelmesin de mala gelsin sözünü ilk bulan acaba 400bin euro değerinde bir arabanın kaza yapma ihtimalini de düşünmüş müydü..

italya da yeni evlenmiş bir çift düğün sonrası partiye giderken saatliğini 1000 tl ye kiraladıkları ferrari yi direğe geçiriyor ve sonuç fotoda..

zararın ne kadar olduğu sanayi işçiliği olmayan bir model için üst seviyelerde olmalı.

mutluluklar diliyoruz kendilerine!

Onlar yoksa biz de yokuz


Dünya Kupası'na artık gerçekten sayılı günler hatta saatler kala takımlar son maçlarını son antremanlarını yapıyor ve tabiki bazı haberlerde keyif kaçırmıyor değil.. son gelen haberlere göre drogba ve robben takımlarının ilk turdaki maçlarında oynayamayacaklar.. robben in yokluğu hollandanın atacağı toplam golden 2 3 tanesini etkiler.. ama drogba nın olmayaşı belki fildişini tümden etkiler ve grubu son sırada bitirmeye kadar götürebilir..

bir çoğumuzun hem fikir olacağı gibi bu dünya kupası aslında messi - ronaldo savaşına kadar gidebilir. yani onlar için bu kupa izlenecek onların karşı karşıya gelmesi beklenecek..

biz ise elimizde cips kola, slovakya, danimarka gibi "vasat" ülkeleri görüp görüp ah ulen biz de burda olabilirdik diyeceğiz..

8 Haziran 2010

Championship Manager


pc oyunlarına karşı her zaman bir önyargım olmuştur.. ilk olarak sega ile başladım ekrana bakıp mutlu olma modülüne.. alex kidd idi ordaki adım.. dağ tepe dolaştık durduk..sonra hızlı bir yükselişle fifa 99 serisine bağladım kendimi.. yanlış olmasın ama sanıyorum 2 - 3 sene pc de bir word dosyası bile açmadan oynadım bu oyunu.. en sevdiğim şey ise bir ligi pcye oynatıp ortaya cıkan istatistikleri not etmekti.. acayip keyif alırdım bundan.. sonra birden nasıl olduysa championshio manager 2001 - 2001 sezonu ile tanıştım.. yani diğer adıyla cm 3.

bu oyunu oynamaya başladığımda 22 yaşındaydım.. şuan 28 yaşındayım ve oynamakta olduğum dosya da dün gece itibari ile geldiğim sezon inanılması güç ama 2123 - 2124 yılı..

bir diğer deyişle.. tam 117 yıldır aynı takımla mücadele diyorum.. yaptığım araştırmada bir benzerini görmedim.. bir ara daha detaylı rakamlar ve görüntülerle gelirim karşınıza ( bu arada kimin karşısına olacak bu çok merak ediyorum.. )

tam 5 yıldır aynı dosyayı yüklüyorum ben... 2 ülke değiştirdim ( türkiye - kuzey kıbrıs ) 4 ev değiştirdim... hala oynuyorum... hala oynuyorum..

Kermit Erasmus?


yaklaşık 6 yıldır bir sözlükte yazarım.. sözlük nedir orada yazar olmak nedir konusuna girmeyeceğim zira başım çok ağrıyor..

bu sözlükte zaman zaman kendimi wonderkid avcısına bürünürken görüyorum ve ilgili olduğum hatta çok sevdiğim futbolda yaşı 18 den büyük olmayan futbolcuları bulup başlığını açmaya deyim yerindeyse bayılıyorum... bunlardan biri de bu yazıya konu başlığında yer bulan kermit erasmus.. bu adama acayip güveniyorum. şuan 19 yaşında ve hiç de kötü olmayan bir performans ile adını benden başkalarına da duyuruyor..

ileri de bir messi olmaz belki ama türk transfer pazarında en az bir marcello gallardo veya kevin kuranyi kadar yer etmesini bekliyorum..

adı: kermit erasmus
doğum tarihi: 8 temmuz 1990
oynadığı takım: feyenord
mevkii: forvet.

The Expendables

1980 gençliğine sorsanız "hollywood un vurdulu kırdılı filmlerinde rol alan aktörlerden 5 tanesini sayın" o 5'in içerisinden en az 3 tanesi bu filmde oynuyor.

sylvester stallone gider ayak! bir filme daha imza atıyor ve yamuk ağızdan çıkabilecek en güzel gülümsemesi ile bir kez daha action diyor..


şimdi.. 5 isim tahmin ettiyseniz ne kadarını bildiğinizin cevabı bu linkte. http://www.imdb.com/title/tt1320253/

iyi seyirler

Merhaba!

kime neden yazıyorum düşüncelerine dalmadan yakında bir yolunu bulup bu blog'u okunur hale getirebilmekten başka bir amaç taşımıyorum.

allah bana çirkin şansı versin.