
bazı seyleri anlatmak...
çok soğuk değildi..nefesi ile ısınmaya yetecek kadar sıcak idi hava.. elleri cepte, elleri cebinde yumruk olmuş halde yürüyordu sağ tarafından gelen dalga sesi ile o akşam..
son bir kaç ayda yaşadığı olayların muhakemesini yapacaktı belli ki.. ne zaman buraya gelse geçmişi ile ilgili bazı sorunları düşünür hala kurtarabileceğim birşeyler var mı diye yürürdü.. üşürdü de.. demek ki kışlar ona yaramamaktaydı..
aklına birden çok eski bir olay geldi.. birgün eve girdiğinde canı kadar cok sevdigi annesi aksamları yemek yedikleri balkonun yine aksamları yemekten sonra gizlice masa örtüsünü silktiği demir parmaklarının üstüne bacagını atmıs "atayı mı kendimi ha allahın cezası atayı mı?? diye sorarken buldu... bu can alıcı soruyu sordugu kişi babası idi.anne yapma diyemedi.. baba senin allah belanı versin de diyemedi..
sadece göz göze geldi annesiyle..hayat rayına girmişti.
üşümeye devam etti o akşam...bu sefer de hayatının bir doneminde birlikte oldugu kız arkadaşına vermek üzere harçlıgında kısıp satın aldıgı gülü hatırladı... gül o kadar güzeldi ki çiçekçinin onu budamasına izin vermedi,. ceketinin cebine koydu... arasıra güle bakıyor bırazdan onun dışarı cıkma zamanı geldiğinde yaratacagı mutlulugu dusunup gül adına gurur duyuyordu.. duyuyordu ta ki salak demeye dili varmadıgı arkadaşlarından birinin bir baskasından kacarken kendisine carpıncaya kadar... tam kalbinin üstüne carpması.. gülün dikeni.. gülün ezilmesinden cok daha muhim değildi o dikenin batması, dikenden cok daha acıydı onu veremiyecek olması.. allah kahretsin diyemedi,toparlandı sadece kız arkadasıyla göz göze geldi.. tebessümünün yanına cebinde kalan bir kuru gül yapragını iliştirdi...her sey rayına girmişti..
cok sancılı geçmişti gece, bir türlü ne oldugu bilinmeyen o agrı kendisini uyutmadıgı gibi ailesinide ayaga dikmişti..
eli belinde, yaşı gözünde, aklı bir karış havada bir cocuktu kucukken.
eli burun deliğinde, çamur dizinde, sacları dagınık bir cocuktu kucukken
ama o agrılar yok mu.. meşe oynarken sancı girmezmiydi çok kızardı bu duruma.. annesinin dizinin dibine ovdurmaya giderdi.. iyileşmezdi ama gene ugurlu kemik meşesiyle bastan vururdu sıra tasları.. tam o sırada ona dunyayı durduran haber gelirdi evinin balkonundan, koşardı "chorando estara ao lembrar de um amor" a yetişirdi.. o sarışın kız yok mu.. o beyaz mini eteği utandırırdı onu ama gözünü alamazdı... eli belinin sol tarafında bir yandan sızısını dindirmeye calısır bir yandan gözü ekran da o sarısın kızla zenci erkeğin dansını izlerdi..ah o agrı yok mu... neyse ki annesi ile göz göze geldi..
ona bakınca agrısının dindiğini hissetti her sey rayına girmişti...
eski anılar peşini bırakmıyordu ama bir anısı var ki ne zaman hatırlasa aglardı gülecek haline..çünkü gülmeliydi insan.. ders sırasında basit bir defter parcasından koparılmıs ama üstünde onun yazısı duran bir kagıt aldı
dersin en can sıkıcı vaktinde...kısaca "öğle yemeğinde konusabilir miyiz?" mesajı takiben kimse ondan ders boyunca ondan bir ilgi beklememeliydi... aklı gitti bizim cocugun... ogle yemeği için ziller çaldı.. az once ona o mesajı gonderen güzelliğin yanında yerini aldı ve daha kendisi konusmadan kendisini baskasına göre sebepsiz yere yıkıcak o soruyu duydu.."biz pizza cafe ye gidiyoruz sende gelir misin?"
gidemezdi o.. sebebi acık ve netti.. parası yoktu ve kendisine pizza alamazdı.. actı da.. tek diyebildigi "siz gidin".. guzellik sınıftan cıktıktan hemen sonra bizimki evden getirdiği yemeği actı iştahla yedi.. bir yandan da içi içini yiyordu gidemediği için.. ama ne yapıcaktı.. "param yok gelemem ben evden getirdim"mi diyecekti..diyemedi.. tenefüs bitti..ders baslarken çekingen gozlerle ona baktı göz göze geldi ve her sey rayına girmişti..
masa basında zafer kazanmıstı.. sahaya inse kim bilir neler yapardı..
ah be dedi.. zamanında hep işe yarardı bu göz göze gelmeler..oysa şimdi ihtimaller denizinde bogulmaktanbaska bir işe yaramıyordu..bakamadıgı fotograflardaki parlayan gunes karsısındayken, eli elinde gözleri direk üstündeyken, eli kolundayken, sol eli sağ elinin üstünde gezinirken, saclarını koklarken, kalbi onunla carparken,sabahı sabah ederken,aksamların üstüne hüzün cokerken, bir bardak kahveyi o yok diye içemezken, anlık gülüşlerle hayatı devam ettirirken,onu çok özlüyorken,sağ yanağına olan özlemini dindirmek için canını feda etmeye hazırken...
aynı dakikalarda 2 kıta arası gidip geliyor iken...
bitemiyor..o derdini anlatamıyor.