6 Temmuz 2010

Transfer borsası


Turkcell Süper liginde suana kadar gerçekleşen transferler..

ANKARAGÜCÜ
Gelenler
Ümit Özat (Teknik Direktör)
Güven Varol (Manisaspor) - Orta saha
Turgut Doğan Şahin (Samsunspor) - Orta saha
Aydın Toscalı (Kayserispor) - Defans
Michael Zewlakow (Olympiakos) - Defans
Uğur Uçar (Ankaragücü) - Defans

Gidenler
Roger Lemerre (Teknik Direktör)
Emre Aygün (Eskişehirspor) - Orta saha
Semavi Özgür (Manisaspor) - Orta saha
İlkem Özkaynak (Antalyaspor) - Defans
Elyasa Süme (Gaziantepspor) - Defans
Cihan Haspolatlı (İstanbul BŞB) - Defans


ANTALYASPOR
Gelenler
İlkem Özkaynak (Ankaragücü) - Defans
Deniz Barış (Fenerbahçe) - Defans
Tuna Üzümcü (Bursaspor) - Defans
Ivan Radeljic (Gençlerbirliği) - Defans
Yenal Tuncer (Bursaspor) - Defans
Kenan Özer (Beşiktaş) - Orta saha
Erkan Sekman (Gaziantepspor) - Defans
Gregory Proment (Caen) - Orta saha
Kerem Şeras (Gençlerbirliği) - Orta saha

Gidenler
Yalçın Ayhan (Gaziantepspor) - Defans
Şenol Can (Gaziantepspor) - Defans
Hakan Özmert (K.Karabükspor) - Orta saha
Kerim Zengin (K.Karabükspor) - Defans
Pini Balili (Yehuda Tel-Aviv) - Forvet
Fatih Ceylan (K.Karabükspor)- Orta saha


BEŞİKTAŞ
Gelenler
Bernd Schuster (Teknik Direktör)
Roberto Hilbert (Stutgart) - Orta saha
Ricardo Quaresma (Inter) - Orta saha
Cenk Gönen (Denizlispor) - Kaleci

Gidenler
Mustafa Denizli (Teknik Direktör)
Serdar Özkan (Galatasaray) - Orta saha
Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor) - Forvet
Kenan Özer (Antalyaspor) - Orta saha
Erkan Zengin (Eskişehirspor) - Orta saha
Korcan Çelikay (Serbest) - Kaleci
Orhan Gülle (Gaziantepspor) - Defans


tamamı ve daha fazlası http://www.ntvspor.net/haber/futbol/19511/transfer-dosyasi adresinde...

2 Temmuz 2010

yavaş yavaş yolun sonu:33


bir döneme damgasını vurmuş futbolcuların bu sene ulaştıkları yaştır 33.. kimler mi var listede...

ülkesine erken dönen, brezilya milli takımında hala oynayabilecek isim: ronaldo
italya ve almanya da gol krallıkları yaşayan.. italya ya geri dönen: luca toni
hollanda, ingiltere ve ispanya da gol kralı olmak kolay değil: ruud van nistelrooy
italya ve ingilterede klasını konuşturan tangocu: hernan jorge crespo
almanya, ingiltere ve tekrar almanya.. koşmayan ama iş yapan: michael ballack
uzun süre ingiltere şimdilerde amerika: fredric ljunberg
italya nın kralı.. oyunda olduğu her anın tek sahibi: francesco totti
dmc yi öğreten ve onu en iyi uygulayan: patrick vieira
balkanların en golcüsü.. italya ve ingilterenin en sarısı: andry shevchenko

olur da bir daha sizi anımsayamazsam,futbol denen oyunda yer aldığınız için size minnetarız.

Çöp içinden çıkan hayat vol 2


tam 3 ay geçti o heyacan dolu günlerin ardından.. ilyas gene aynı ilyas. yani adı hala ilyas ama ya içindekiler..
işte onlar çok değişti günden güne..

öncelikle o anlam veremediği duyguları açıklığa kavuşturdu kendi açısından..arada gecen 3 ay, büyümek için az bir zamandı ama daha çok hislenmesine engel değildi…

ilyaz yaz kış demeden, sıkılmadan bunalmadan ne babadan kalma, ne aile nede başka birşeyden gelme mesleğini zevkle yapıyordu.. hiçbir şeye acımıyordu, acınacak hale gelebileceğini çok iyi biliyordu…

yeni bir güne başladı…hayatının ilk hediyesini, çat kapı almıştı ilyas.. onun şoku hala içinde,”o”nun heyacanı hala içindeydi…

acemi idi ilyas sevmek konusunda..sevdiğinin farkındaydı eşekler gibi…. seviyoruuuuummm diye bağırabilirdi.

ama ya sonrası,

o eksi turk filmlerinde yer alan zengin kız, fakir erkek konusundan ne farkı vardı..

yoktu! o filmlerdeki gibi gururu vardı.. inadı vardı.inadı inattı…

aklına birden ona verdiği “o” hediye geldi.. ne şanslıydı o gün.. çöp kutusunu kaldırmış ve içinde daha önce görmediği güzellikte çiçeklerle karşılaşmıştı.. yettiği kadarını almış kendi elleriyle hazırlamış demet yapıp vermişti ona mer…ha…ba diye..

ortası günesin kızı parlaklığında sarı olan ve etrafı küçük beyaz yapraklarla donalı çiçek vardı içinde…kırmızı yapraklı çiçek vardı.. kokusu olan güzel çiçek…adına şarkılar yapılan lale vardı rengi malum.. hani dilinden anladığımız sehri bize sevdiren çiçek… lale… sapsarı aynı güneşin kızı…

aynı…

ne guzel gunlerdi…

uykulu gözlerle dönüp durduğu rüyasından uyanır uyanmaz yeni bir iş günü bekliyordu onu.. yine aynı koşturma…

onu görmeyelı diğer herseyde olduğu gibi 3 ay olmuştu…3 koca ay..

sıcaktı ve yoluna devam edemedi.. bir burukluk kapladı içini o çiçekleri bulduğu çöp kutusunu gorunce.. kapağını açıp içine bakmak ıstemedi.. yıkılsın istemedi hayalleri içindeki çöpleri görünce… yoluna devam etti.. etmez olaydı…

etmez olaydı.. gözleri kör olaydı…

ağlamasına sebep olmasaydı.

keşke keşke keşke….

böyle mi görecekti. aylar sonra tam 3 ay sonra.

gözleri boncuk ve ıslak evinin yolunu tuttu… bugün para kazanamamıştı.. dedi ki…
“ey kalbim!! söyle bana nere gidem”

titriyordu ama üşüdüğü için değil.. ilyas hala o kutuların üstünde uyuyordu kendi üstü ise hala bostu..kafasını sol yanına cevirdi bir sabah ansızın yüreği agzındayken ona verilen çerçeveye baktı..gözleri gene doldu.. aklı az önceki görüntüye gitti.. eline aldı çerçeveyi küçük parmaklarla küçük yüzü düzeltti.. gerçekmiş gibi saçları ile oynadı.. ve hiç tahmin etmediği şeyi yaptı aklı ile değil duyguları ile hareket etti ve çerçeveyi yerinden kaldırdı…

hayal kırıklığı bu olsa gerek
aşk acısı bu olsa gerek

ilyas, hislerine ara verdi...

1 Temmuz 2010

Kelimelerle anlatamamak...


bazı seyleri anlatmak...

çok soğuk değildi..nefesi ile ısınmaya yetecek kadar sıcak idi hava.. elleri cepte, elleri cebinde yumruk olmuş halde yürüyordu sağ tarafından gelen dalga sesi ile o akşam..

son bir kaç ayda yaşadığı olayların muhakemesini yapacaktı belli ki.. ne zaman buraya gelse geçmişi ile ilgili bazı sorunları düşünür hala kurtarabileceğim birşeyler var mı diye yürürdü.. üşürdü de.. demek ki kışlar ona yaramamaktaydı..

aklına birden çok eski bir olay geldi.. birgün eve girdiğinde canı kadar cok sevdigi annesi aksamları yemek yedikleri balkonun yine aksamları yemekten sonra gizlice masa örtüsünü silktiği demir parmaklarının üstüne bacagını atmıs "atayı mı kendimi ha allahın cezası atayı mı?? diye sorarken buldu... bu can alıcı soruyu sordugu kişi babası idi.anne yapma diyemedi.. baba senin allah belanı versin de diyemedi..
sadece göz göze geldi annesiyle..hayat rayına girmişti.

üşümeye devam etti o akşam...bu sefer de hayatının bir doneminde birlikte oldugu kız arkadaşına vermek üzere harçlıgında kısıp satın aldıgı gülü hatırladı... gül o kadar güzeldi ki çiçekçinin onu budamasına izin vermedi,. ceketinin cebine koydu... arasıra güle bakıyor bırazdan onun dışarı cıkma zamanı geldiğinde yaratacagı mutlulugu dusunup gül adına gurur duyuyordu.. duyuyordu ta ki salak demeye dili varmadıgı arkadaşlarından birinin bir baskasından kacarken kendisine carpıncaya kadar... tam kalbinin üstüne carpması.. gülün dikeni.. gülün ezilmesinden cok daha muhim değildi o dikenin batması, dikenden cok daha acıydı onu veremiyecek olması.. allah kahretsin diyemedi,toparlandı sadece kız arkadasıyla göz göze geldi.. tebessümünün yanına cebinde kalan bir kuru gül yapragını iliştirdi...her sey rayına girmişti..

cok sancılı geçmişti gece, bir türlü ne oldugu bilinmeyen o agrı kendisini uyutmadıgı gibi ailesinide ayaga dikmişti..

eli belinde, yaşı gözünde, aklı bir karış havada bir cocuktu kucukken.
eli burun deliğinde, çamur dizinde, sacları dagınık bir cocuktu kucukken

ama o agrılar yok mu.. meşe oynarken sancı girmezmiydi çok kızardı bu duruma.. annesinin dizinin dibine ovdurmaya giderdi.. iyileşmezdi ama gene ugurlu kemik meşesiyle bastan vururdu sıra tasları.. tam o sırada ona dunyayı durduran haber gelirdi evinin balkonundan, koşardı "chorando estara ao lembrar de um amor" a yetişirdi.. o sarışın kız yok mu.. o beyaz mini eteği utandırırdı onu ama gözünü alamazdı... eli belinin sol tarafında bir yandan sızısını dindirmeye calısır bir yandan gözü ekran da o sarısın kızla zenci erkeğin dansını izlerdi..ah o agrı yok mu... neyse ki annesi ile göz göze geldi..
ona bakınca agrısının dindiğini hissetti her sey rayına girmişti...
eski anılar peşini bırakmıyordu ama bir anısı var ki ne zaman hatırlasa aglardı gülecek haline..çünkü gülmeliydi insan.. ders sırasında basit bir defter parcasından koparılmıs ama üstünde onun yazısı duran bir kagıt aldı
dersin en can sıkıcı vaktinde...kısaca "öğle yemeğinde konusabilir miyiz?" mesajı takiben kimse ondan ders boyunca ondan bir ilgi beklememeliydi... aklı gitti bizim cocugun... ogle yemeği için ziller çaldı.. az once ona o mesajı gonderen güzelliğin yanında yerini aldı ve daha kendisi konusmadan kendisini baskasına göre sebepsiz yere yıkıcak o soruyu duydu.."biz pizza cafe ye gidiyoruz sende gelir misin?"
gidemezdi o.. sebebi acık ve netti.. parası yoktu ve kendisine pizza alamazdı.. actı da.. tek diyebildigi "siz gidin".. guzellik sınıftan cıktıktan hemen sonra bizimki evden getirdiği yemeği actı iştahla yedi.. bir yandan da içi içini yiyordu gidemediği için.. ama ne yapıcaktı.. "param yok gelemem ben evden getirdim"mi diyecekti..diyemedi.. tenefüs bitti..ders baslarken çekingen gozlerle ona baktı göz göze geldi ve her sey rayına girmişti..
masa basında zafer kazanmıstı.. sahaya inse kim bilir neler yapardı..

ah be dedi.. zamanında hep işe yarardı bu göz göze gelmeler..oysa şimdi ihtimaller denizinde bogulmaktanbaska bir işe yaramıyordu..bakamadıgı fotograflardaki parlayan gunes karsısındayken, eli elinde gözleri direk üstündeyken, eli kolundayken, sol eli sağ elinin üstünde gezinirken, saclarını koklarken, kalbi onunla carparken,sabahı sabah ederken,aksamların üstüne hüzün cokerken, bir bardak kahveyi o yok diye içemezken, anlık gülüşlerle hayatı devam ettirirken,onu çok özlüyorken,sağ yanağına olan özlemini dindirmek için canını feda etmeye hazırken...

aynı dakikalarda 2 kıta arası gidip geliyor iken...

bitemiyor..o derdini anlatamıyor.

MEGAN FOX

Bir çöküş hikayesi: Mario Jardel



bazı turnuvalar öncesi Milli takımda yer almayan brezilyalı futbolculardan oluşan ilk 11 in değişmez elemanı olmak kişiyi yeteneksiz mi yapar yoksa şansız mı.. konu jardel olunca sanıyorum ikisi de değil.. 1998 - 2002 yılları arası attığı gol sayısını, son 10 yılda ulaşamayan forvet oyuncuları transfer piyasasını hala canlı tutabiliyorken jardel için yeteneksiz demek ayıp olur.. şanssızlık demek göreceli olsa da sanrıım tıkandığımız ve köşeye sıkıştığımız nokta karakter meselesi.. "normal" bir futbolcu olsa hafızamın da yardımıyla galatasaraydan sonra gittiği kulüpleri az çok yazabilirdim ama burada tolga dogantez den daha evliya çelebi olan birinden bahsediyoruz.. bu kişi poposu olmak üzere bir donem vücudunun her yönü ile gol atabilen süper mario JARDEL.

2002 de galatasaraydan ayrıldıktan sonra sırasıyla sporting lisbon, bolton wanderers,Ancona, Newelss old boys, Deportivo alaves, Goias, Beira mar, Anorthosis,Newcastşe jets,Cricuma,Ferroviario,Flemango PI ve son olarak geçtiğimiz günlerde ilan edilen Bulgaristan ligi ekiplerinden Cherno More..

ülke bazında ise, Türkiye, Portekiz, İspanya, İtalya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Avustralya, Brezilya ve Bulgaristan.

an itibari ile kendisi 36 yaşında ve yukarıdaki performansına! bakılırsa bulgaristan liginden sonra kendisini bir portekiz ligi , bir brezilya ligi daha bekliyor..

ihtiyacı olduğunu varsayarsak, bol şans sana süper mario!

I N N A


Müzik kültürüm genelde herkesin dinlediği belli başlı popüler müziğin dışına çıkmayan bir repartuardan ibarettir. arasında sadece biraz daha fazla 80 90ların klasik şarkıları bir kaç tane klasik queen şarkısı vardır.. işte bu benim.

INNA ise, hani bazı konularda söylenir ya tam hayalimdeki gibi, işte INNA benim için fiziğin ve sesin mükemmel uyumudur. hot ve amazing başta olmak üzere dudakları arasından çıkan her ses ve altındaki müzik sadece mükemmeli çağrıştırır..

seni seviyoruz INNA!